Hadis-i şerifte “Seyyidü’l-kavmi hâdimühüm”, yani “Memuriyet, emirlik ise, reislik değil, millete bir hizmetkârlıktır.” Demokratlık, hürriyet-i vicdan, İslâmiyetin bu kanun-u esasîsine dayanabilir.

İslâmiyetin bir kanun-u esasîsi olan, hadis-i şerifte “Seyyidü’l-kavmi hâdimühüm”, yani “Memuriyet, emirlik ise, reislik değil, millete bir hizmetkârlıktır.” Demokratlık, hürriyet-i vicdan, İslâmiyetin bu kanun-u esasîsine dayanabilir. Çünkü kuvvet kanunda olmazsa şahsa geçer. İstibdad, mutlak keyfî olur.

Emirdağ Lâhikası-II, s. 492

***

“Seyyidü’l-kavmi hâdimühüm” hakikatiyle, memuriyet bir hizmetkârlıktır; bir hâkimiyet ve benlik için tahakküm aleti değil... Bu zamanda terbiye-i İslâmiyenin noksaniyetiyle ve ubudiyetin za’fiyetiyle benlik, enaniyet kuvvet bulmuş. Memuriyeti hizmetkârlıktan çıkarıp bir hâkimiyet ve müstebidâne bir tahakküm ve mütekebbirâne bir mertebe tarzına getirdiğinden, abdestsiz, kıblesiz namaz kılmak gibi, adalet, adalet olmaz, esasiyle de bozulur. Ve hukuk-u ibad da zîr ü zeber olur. Hukuk-u ibad, hukukullah hükmüne geçmiyor ki hak olabilsin. Belki nefsanî haksızlıklara vesile olur.

Emirdağ Lâhikası-II, s. 501

***

Ayasofya’da, Bayezid’de, Fatih’te, Süley­ma­niye’de umum ulema ve talebeye hitaben müteaddid nutuklar ile Şeriatın ve müsemma-i meşrûtiyetin münasebet-i hakikiyesini izah ve teşrih ettim. Ve mütehakkimâne istibdadın Şeriatla bir münasebeti olmadığını beyan ettim. 

Şöyle ki:

“Seyyidü’l-kavmi hâdimühüm” [Milletin efendisi, onlara hizmet edendir.] hadisinin sırrıyla, Şeriat âleme gelmiş; tâ istibdadı ve zalimâne tahakkümü mahvetsin.

Herhangi bir nutuk îrâd ettimse, her bir kelimesine kimsenin bir itirazı varsa, bürhan ile ispata hazırım. Ve dedim ki: Asıl Şeriatın meslek-i hakikîsi, hakikat-i meşrûtiyet-i meşrûadır.

Demek, meşrutiyeti delâil-i şer’iye ile kabul ettim. Başka medeniyetçiler gibi taklidî ve hilâf-ı Şeriat telâkki etmedim. Ve Şeriatı rüşvet vermedim...

B. S. Nursî Tarihçe-i Hayatı, s. 73-74

***

Meşrûtiyet hâkimiyet-i millettir. Yani efkâr-ı ammenizin misal-i mücessemi olan mebusan hâkimdir; hükûmet, hadim ve hizmetkârdır.

E. S. D. E., Münâzarât, s. 170

***

Meşrûtiyet doğru olursa, kaymakam ve vali reis değiller, belki ücretli hizmetkârdırlar.

E. S. D. E., Münâzarât, s. 189

***

Rabıta-i iman ile Sultan-ı Kâinat’a hizmetkâr olan adam, başkasına tezellül ile tenezzül etmeye ve başkasının tahakküm ve istibdadı altına girmeye izzet ve şehamet-i imaniyesi bırakmadığı gibi başkasının hürriyet ve hukukuna tecavüz etmeyi dahi şefkat-i imaniyesi bırakmaz. Evet, bir padişahın doğru bir hizmetkârı, bir çobanın tahakkümüne tezellül etmez, bir bîçareye tahakküme dahi tenezzül etmez. Demek iman ne kadar mükemmel olursa, o derece hürriyet parlar. İşte Asr-ı Saadet...

E.S.D.E., Münâzarât, s. 179

Lûgatçe:

delâil-i şer’iye: Şer’î deliller.

efkâr-ı amme: Kamuoyu.

emirlik: İdarecilik, yöneticilik.

enaniyet: Benlik, gurur, kibir.

hakikat-i meşrutiyet-i meşrÎa: Şeriata uygun olan meşrutiyet hakikati.

hukuk-u ibad: Kul hakları.

hukukullah: Allah hakkı.

istibdad: Baskı, keyfî idare, diktatörlük.

kanun-u esasî: Temel kanun.

mebusan: Milletvekilleri.

misal-i mücessem: Cisimleşmiş örneği.

müsemma-i meşrutiyet: Meşrutiyetin isim olduğu mana.

müstebidâne: İstibdat yaparcasına, despotça.

mütekebbirâne: Büyüklenircesine, kibirlice.

rabıta-i iman: İman bağı.

şehamet-i imaniye: İmandan kaynaklanan yiğitlik, cesaret.

tahakküm: Zorla hükmetme, zorbalık.

teşrih etmek: Şerh etmek, açıklamak.

ubudiyet: Kulluk, ibadet etmek.

zîr ü zeber: Darmadağın.