Ne oldu şimdi?

Kendi düşüncelerimi yazacağım, sizler de okuyacaksınız; ancak benim yazımı okumadan önce sizlerin bir an durup sonunda benimkilerle karşılaştırmak üzere aynı konuda kendi düşüncelerinizi toplamanızı bekliyorum.

“Dün ne oldu?” sorusu üzerinde biraz düşünün bakalım…

AK Parti liderleri “Seçimin galibi biziz” diyor. MHP lideri hem kendi partisini hem de ortağı Ak Parti’yi alınan sonuçtan dolayı tebrik ediyor. İktidar cephesi (AK Parti ile MHP) ülkeyi birlikte güzel günlere doğru götürmekten söz ediyorlar.

Birlikte oy toplamları neredeyse yüzde 52 olduğu için bunu yapmaya hakları olması gerek.

Hele MHP, bu ortaklık sayesinde daha önce rüyasında göremeyeceği sayıda belediye başkanlıkları kazandı. AK Parti de Güneydoğu’da daha önce aldığı oyları artırdı.

İşe ilk olarak onları tebrikle başlayabiliriz.

Ancak bir de Ankara ve İstanbul’un AK Parti tarafından kaybedilmesi durumu var.

[Evet, henüz İstanbul ortada görünüyor, Cumhur İttifakı adayı “Ben kazandım” diye açıklama yapıyor; sonuçta gerçek durum bu iddiaya uygun çıksa bile Millet İttifakı adayının rakibi kadar oy almasını başarı olarak görmeyecek miyiz? Üstelik, kampanyanın en başında kimselerin pek tanımadığı Ekrem İmamoğlu sonunda seçimi kazanan kişi olarak da ilan edilebilir.]

Tayyip Erdoğan‘ı cumhurbaşkanlığına kadar yükselten siyasi hikaye, unutmayalım ki, İstanbul belediye başkanlığını kazanmasıyla başladığı gibi, 2000’li yıllarda AK Parti’yi doğuran ve 2002’de onu iktidara taşıyan şartlar da 1994’te gelecekleri birleşmiş Ankara-İstanbul kader ortaklığının bir sonucudur.

Büyü bozuldu

Büyünün bozulduğu kesin.

Çıkan tabloya bakarak çıkartılabilecek en önemli sonuç, halkın iki en büyük kentte yönetimleri iktidara vermekte gönülsüz davrandığıdır. İstanbul’u da kaybettiği durumu ortaya çıkarsa, bu gelişme iktidara ciddi bir darbe teşkil edecektir.

Şaşırdınız mı bu sonuca?

Aslında yazılarımı her gün sürekli okuyanlar veya son bir-iki ay boyunca ara sıra da olsa yazdıklarıma göz atanlar sandığa yansıyan sonuca herhalde şaşırmayacaktır.

AK Parti hala yüzde 40 civarında bir olay alabiliyor ve MHP ile kurduğu ortaklık sayesinde zevahiri kurtarıyor görünüyorsa, bunun sebebi halk nezdindeki değerini hala koruduğu için değildir. Muhalefetin kendisini aşarak halkın önüne uygun adaylar çıkardığında aldığı olumlu cevabın da gösterdiği gibi, AK Parti’nin oy deposu saydığı kitleler kendilerine gidecek yer arayışına başlamış durumda.

O yer CHP etiketi taşıyor bile olsa…

Yeni parti arayışı var.

İktidarın en başından itibaren ‘CHP’ ile ilgili olumsuz propagandalara bu seçim kampanyasında kişiler temelinde ağır iddialar da eklendi; böyle bir durumda hiç de azımsanmayacak oranda bir oyun İstanbul ve Ankara’da rakip adaylara kayabilmesi göz açıcıdır.

Daha uygun bir kaçacak yer bulursa, AK Parti tabanı, yeni bir durum muhakemesi yapabileceği mesajını bu seçimle yüksek perdeden vermiş oldu.

Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu bu gerçeğin ete kemiğe bürünmüş örnekleridir.

Neden böyle oldu?

‘AK Parti 2000’ günümüze gelip ‘AK Parti 2019’ olduğunda arada bir şeyler kaybetti; işte o kaybettikleri bu seçimde sandığa da kayıp olarak yansımış bulunuyor. Hala elle tutulur miktarda oy alabiliyor olması geçmişin mirasının bütünüyle tüketilmediğini gösteriyor; ancak iki büyük kentin oylarına yansıyan da mirasın tükenmekte olduğuna işaret ediyor.

Kaybolan aslında AK Parti’nin 2000 ruhudur.

2000 yılında yola çıktığında, AK Parti, yanına her eğilimden yol arkadaşları almış, buna karşılık iş dünyası ve medya gücünün sert muhalefetiyle karşılaşmıştı. Galip çıkan o AK Parti’ydi. Zaman içerisinde birlikte olduğu arkadaşlarını yolda bıraktı AK Parti, aslında kendinin olmayan iş adamları ve yeniden dizayn ettiği medya ile donanarak hep kalıcı olabileceğini sandı.

Dünkü seçimden başka bir tablo çıksaydı o sonucu ‘mucize’ sayabilirdik. Siyasetin doğasına da, AK Parti’nin temsil iddiasına sahip olduğu ve adını ‘dava’ diye anageldiği siyasi çizgisinin zorladığına da bu yeni versiyon aykırı olduğu için…

Hak ve özgürlükleri genişletme iddiasının sahibiydi AK Parti, yalnız ekonomik istikrarı değil siyasi dengeleri de çağdaş değerler ışığında kurma amacıyla yola çıkan bir kadronun ürünüydü. ‘Ortak akıl’ ile oluşan bir politik çizginin temsilcisiydi.

Bugünkü AK Parti o AK Parti midir?

Nasrettin Hoca‘nın kar helvasına benzeyen bir görüntüsü yok mu bugün?

İstanbul ve Ankara başta olmak üzere beş büyük kentin seçmeni “Buraya kadar” dediyse bana göre o tavır bu sebepledir.

En başta sizlerden beklediğimi belirttiğim düşüncelerinizle benim bu yazımda okuduklarınız birbirine benziyor mu?

Sanırım aynı düşüncedeyizdir.

ΩΩΩΩ

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol