CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu: 'Eski sisteme dönmek istemiyoruz'

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Eski sisteme mi dönmek istiyorsunuz?' eleştirisi geliyor. Hayır. Eski sistemi en çok eleştiren biziz. Eski sisteme dönmek istemiyoruz. Demokratik parlamenter sistemi güçlendirmek ve dünyada demokrasisi gelişmiş bir ülke haline gelmek istiyoruz" dedi.

- Bu haber 168 kez okundu.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu: 'Eski sisteme dönmek istemiyoruz'

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bugün Manisa'da iş dünyası ve esnaf odaları temsilcileriyle bir araya geldi.

Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Manisa ekonomisiyle ilgili bilgi verdi

Manisa Ticaret ve Sanayı Odası'nda düzenlenen toplantıda ilk olarak Başkan Mehmet Yılmaz konuştu. Manisa ekonomisinin 2013-2017 verilerine göre Türkiye'de 81 il arasında 7. sırada yer aldığı ve 2017'de kentin gayri safi milli hasılasının 20 milyar dolar olduğu bilgisini paylaştı. Yatırım teşvikleri kapsamında 3. bölgede yer alan ve yerli ve yabancıların ilgi odağı olma özelliğini sürdürdüğünü belirten Yılmaz, kentteki sanayinin ihracat düzeyinin geçen yıl 4 milyar 100 milyar dolar olduğu bilgisini paylaştı. Yılmaz, Manisa'nın ihracatta Ege bölgesinnden sonra 2. sırada, Türkiye'deki iller arasında ise 7. sırada olduğunu söyledi. Yılmaz, televizyon ve otomotiv sanayinin kentte ağırlıkta olduğunu ifade etti. Yılmaz, kentte 1963'te kurulan organize sanayi bölgesinin günümüzde 10 milyon metrekareye ulaştığını dile getirerek, "Bu bölge Financial Times tarafından Avrupa'da en iyi yatırım yapılan bölge ilan edilmiştir. Ayrıca Çin'de uluslararası parametrelere bakılarak yapılan bir belgelendirmede de dünyanın en iyi 10 bölgesinden birisi olarak seçildi. Manisa Organize Sanayi Bölgesi'nde 50 bin kişi çalışıyor. 2000-2017 arasında Manisa'da kurulan Bilim, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından desteklenen 25 ar-ge merkezi bulunuyor. Ar-ge merkezleri konusunda Manisa 7. sırada" diye konuştu.

Manisa'nın tarım ve sanayi faaliyetinin yüzde 50'ye yüzde 50 olduğu bilgisini veren Yılmaz, kentte 4 milyon 960 bin dekar tarım arazisi olduğu ve bunların yüzde 47'sinin sulanabildiğini de dile getirdi. Pamuk, mısır ve meyve üretiminin yapıldığı Gediz Havzasının önemine işaret eden Yılmaz, kentte üretilen zeytin ve zeytin yağına da vurguda bulundu. Kentte 20 milyon zeytin ağacı bulunduğuna işaret ederek, bunun İtalya, İspanya ve Yunanistan pazarına ihracat yaptığını belirtti. Türkiye'de zeytin üretiminde ikinci sırada gelen kentin, ihracatı dökme olarak yaptığını belirten Yılmaz, tarımsal üretimin katma değeri yüksek seviyeye getirilmesi gerektiğini vurguladı.

'Sanayici ekonominin kamu görevlisidir'

Yılmaz'ın ardından kürsüye gelen Kılıçdaroğlu'nun, sanayici ve esnaf buluşmasındaki konuşması satır başlarıyla şöyle:

"Sanayicinin bir özelliği var. Sanayici kendisini aşmış kişidir, ekonominin kamu görevlisidir. Sanayici kendisini değil, ülkesini düşünür. Yatırım, ihracat yapacak, rekabet edecek ve dünyada tu tunmaya çalışacak. Yerinde durmak yoktur, sürekli çalışmak vardır. Ruhunda teknoloji ve bilimi sürekli takip etmek vardır. Esnaf arkadaşlarımız da var. Esnaflar devlete yük olmazlar, tersine sırtında taşırlar. Onların da sanayiciler gibi sorunları var. Sorunu olmayan yok. Soru şudur, sorunları nasıl çözeceğiz? Ortak aklı kullandığımız zaman çözülemeyecek sorun yoktur.

'21. yüzyılı nasıl yakalayıp çıtayı atlayacağız?'

Atacağımız adımlar ne olmalı, 21. yüzyılın Türkiyesi'ni nasıl inşa edeceğiz? Sadece politikacıların değil, düşünen herkesin ortak görevidir. 21. yüzyılı nasıl yakalayıp, çıtayı atlayacağız ve orada kalıcı olacağız? Bana deseniz ki, 'hükümeti eleştir, dünya kadar eleştiririm. Bundan ne ben, ne siz bir şey kazanırsınız'.

'4 ayaklı stratejiyle geleceği inşa etmek zorundayız'

Biz geleceği nasıl inşa edeceğiz? 4 ayaklı stratejiyle geleceği inşa etmek zorundayız. Birisi eksik olursa yürümez, çağı yakalayamaz, geriye düşersiniz. Nedir 4 ayaklı strateji? Birinci ayağı şudur: Eğer ülkenizde tam anlamıyla demokrasi varsa dünyada söz sahibi olursunuz. Herkes konuşur, bilim dünyasının önündeki engeller kalkar. Demokrasinin temel amacı herkesin can ve mal güvenliğini sağlamaktır. Bu sadece bizim için değil, bu ülkeye yatırım yapacaklar için de önemlidir. Siz düşüncenizi ifade edemez, mallarınız bir kararnameyle elinizden alınırsa ve siz yargıya erişemiyorsanız, can ve mal güvenliğiniz yoktur.

'Demokrasiyi ve adaleti yeniden tesis etmek zorundayız'

Can ve mal güvenliği için yargı bağımsızlığı olması lazım. Bunu sağlayan adalet mekanizmasıdır. Adalet çökerse kimsenin can ve mal güvenliği olmaz. Devletin temelini adalet oluşturur. Adalet devletin temelidir. Adalet sadece can ve mal güvenliğimizi sağlayan unsur değil, aynı zamanda hepimizi birleştiren kavramdır. Bütün inançların ortak kavramı adalettir. Yargı bağımsızlığı, güçler ayrılığı, medya bağımsızlığı, bilimsel özerklik bu açıdan çok önemlidir. Biz kendi ülkemizde demokrasiyi ve adaleti yeniden tesis etmek zorundayız.

'Bizim adayımızın diğerlerinden bir farkı var'

Bu bağlamda Cumhurbaşkanı adayımız Muharrem İnce'ye, 'Göğsünüzdeki CHP rozetini çıkarın, siz 81 milyonun Cumhurbaşkanı olacaksınız' dedik. Cumhurbaşkanlığı sıradan bir makam değildir, ülkenin sigortası demektir. Siyasi partiler var olur, ama ülkenin öyle sorunları var ki, tarafsız birinin hakemliğinde çözülmesi gerekir. Bir partinin genel başkanı mahkemeye hakim tayin ederse, ona ne siz ne ben güvenirim. Tarafsızlığın özünde yatan budur. 81 milyonun Cumhurbaşkanı olacak. Her vatandaşa kimliği, inancı, yaşam tarzı ne olursa olsun eşit mesafede olacak. Bu yüzden Muharrem İnce'yi aday gösterirken göğsüne Türkiye Cumhuriyeti bayrağını taktık. Bu demokrasinin de temelini oluşturan bir anlayıştır. O açıdan bizim adayımızın diğerlerinden bir farkı vardır.

'Eski sistemi en çok eleştiren biziz'

Biz demokratik parlamenter sistemi inşa etmek zorundayız. Bunu söyleyince, 'Siz eski sisteme mi dönmek istiyorsunuz?' eleştirisi geliyor. Hayır. Eski sistemi en çok eleştiren biziz. Eski sisteme dönmek istemiyoruz. Demokratik parlamenter sistemi güçlendirmek ve dünyada demokrasisi gelişmiş bir ülke haline gelmek istiyoruz. Güçler ayrılığının, demokrasinin 4 temel ayağı vardır. Yasama, yürütme, yargı ve medya. Dördü bağımsızdır ama birbirini denetler. Demokrasilerde denetlenmeyen hiçbir makam yoktur, her makam denetlenir.

'Yüzde 10 seçim barajı olmaz'

Peki demokratik parlamenter sistemde olması gereken unsurlar nedir? Yüzde 10 seçim barajı olmaz. Bu darbe hukukunun sonucudur, 12 Eylül darbesinden sonra getirilmiştir. Yüzde 34 alıyor, parlamentoda yüzde 60 temsil ediliyorsunuz. Demek ki  Seçim Kanununun değişmesi lazım. Kadınlar siyasette daha çok yer alsın diyoruz. Neden cinsiyet kotası getirmiyoruz? Engel mi var, hayır. Biz kendi tüzüğümüzde yaptık ama bu iş işimiz. Seçim Kanununda da olması lazım ki, bütün partileri bağlasın. Yeterli mi, hayır. Yurt dışı seçim çevresi olması lazım. 6.5 milyon yurttaşımız oy kullanıyor ama milletvekili çıkaramıyorlar. Siyasi Partiler Yasasında yurt dışı seçim çevresi düzenlemesi yapılması lazım. 

'Arkadaş köprüyü, yolu kaça yaptın?'

Hesap vermek. Sanayiciler, esnaflar, herkes. Çocuk doğduğu andan itibaren vergi öder. Musluğu açarsınız su için 5 çeşit vergi ödersiniz. Vatandaş vergi ödüyorsa, vergiyi harcayan makam bunun hesabını veriyor mu? Değerli iş insanları, esnaflar bize şu eleştiriler geliyor, 'CHP köprüye, yola karşı'. Niye yola, köprüye karşı olalım. Sorduğumuz soru şu, 'Arkadaş köprüyü, yolu kaça yaptın?' Dünyanın bütün demokrasilerinde vatandaş bu soruyu sorar. Ama öyle bir atmosfer yaratılıyor ki, vatandaş bunu sormaya korkuyor. Onun yerine biz soruyoruz. Bu soru bütün demokrasilerde sorulur. Neden? Köprü yapılırken maliyet şişirilmiş mi, yolsuzluk yapılmış mı?

Bütün vesayetlerden arınmış sivil bir anayasa yapmalıyız. İşçisi, işvereni, memuru, STK'lar, üniversiteler hep beraber bir araya gelip az, öz, kısa, yeni bir anayasa yapmalıyız. Bunu yapabilirsek Cumhuriyet tarihinde ilk kez sivil toplum bir araya gelip sivil bir anayasa yapmış olacak. Hedefimiz bu. Bunu yapacağız. Demokratik parlamenter sistemin böylesine güzel bir yönü, anlamı vardır.

Her siyasal partinin temsil edildiği, her insanın özgürce düşüncesini ifade ettiği, suçlanmadığı, medyanın özgür olduğu, şu anda medya özgür değil, yüzde 90'ı kontrol altında. Medyanın özelliği şudur, medya halk adına gücü denetler. Yani siyasi otoriteyi denetler. Yanlış mı yapıyor, doğru mu, atamalar doğru mu, yolsuzluk var mı? Bunları denetler. Bu yüzden çağdaş demokrasilerde 4. güç olarak tanımlanmıştır. Medyanın 4. güç olabilmesi için 2 şey çok önemli: 1- Medya patronu sadece medya işiyle uğraşacak. 'Hükümetten ihale alayım' diye o işe girerse halk doğru bilgilendirilmez. 2- Bütün medya çalışanlarının sendikalı olması lazım. Patronuna karşı bile doğru haberin yanında durabilmelidir. Bunları yaptığımızda ülkemizde demokrasiyi oturtmuş oluruz. 

İkinci önemli adımımız ekonomidir. Nasıl bir ekonomi? Beton ekonomisi mi, üretim ekonomisi mi? Tasarrufları betona mı, üretime mi yatıralım? Daha fazla üretip daha fazla mı kazanalım, yoksa sadece rantiye sınıfına mı çalışalım? Bizim tercihimiz üretimden, alın terinden yana. Üretim dediğimiz zaman sadece sanayide üretimden bahsetmiyoruz. Tarlada çiftçi üretecek, sanatçı sanat, üniversitede bilim insanı bilim üretecek. Hizmet sektörü hizmet üretecek. Hayatın her alanında üretmek zorundayız. Üretirseniz güçlü ve söz sahibi olursunuz.

'Sanayide neyi üreteceğiz?'

Sanayide neyi üreteceğiz? Sayın başkanı büyük bir dikkatle dinledim. Televizyon üretiminin önemli olduğunu, yüzde 80'inin bu bölgede üretildiğini söyledi. Ama nano teknoloji konusunda söz sahibi değilseniz, başkalarının ekranını alır, bu bölgede montajını yaparsınız. Demek ki ne yapacağız? Katma değeri yüksek ürün üretmek zorundayız. Hepimiz cep telefonları kullanıyoruz. Katma değeri yüksek ürün bunlar. 6 kamyon geleneksel ürün üretin, o bir çanta cep telefonuyla gelir, sizden daha fazla kazanır. 21. yüzyılda katma değeri yüksek ürün ürettiğiniz andan itibaren Türkiye'nin yıldızı parlar.

'Katma değeri yüksek ürünü nasıl üreteceğiz?'

Katma değeri yüksek ürünü nasıl üreteceğiz? Üniversite bilgi üretecek. Üniversite bilgi üretmezse katma değeri yüksek ürün üretemezsiniz. Neden 'YÖK kalksın', 'Bilim insanına dokunmayın', 'Üniversiteler her  düşüncenin özgürce tartışıldığı alanlar olsun' diyoruz. Bilgi üretmeleri için. Onlar bilgi üretecek, sanayici o bilgiyi alıp elle tutulur metaya dönüştürecek. Sayın başkan katma değeri yüksek ürün üretmek konusunda da çarpıcı bilgiler verdi. Ben daha çarpıcı bilgiler vereyim. Güney Kore'nin Samsung firmasının sadece 2013 yılında, Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye'nin ürettiği patent sayısının 15 katı patent üretmiştir. Türkiye, Güney Kore'den önce otomobil üretmiş ülkedir. Nasıl oldu da onlar atağa kalktı, biz kaplumbağa adımlarıyla yürüyoruz. Onlar bilgiye önem verdiler, katma değeri yüksek ürün ürettiler. 

'Türkiye'nin büyük bir dönüşüm gerçekleştirmesi gerekiyor'

Türkiye'nin büyük bir dönüşüm gerçekleştirmesi gerekiyor. Bunu yapmadığınız zaman dünyada söz sahibi olamazsınız. Onlar katma değeri yüksek ürün üretir, siz onların ürettiklerinin tüketicisi olursunuz. Osmanlı sanayi devrimini kaçırdığı için battı. Cumhuriyeti kurduğumuzda toplu iğne üretecek fabrika yoktu. Cumhuriyet hükümetleri sanayi devrimini yakalamak istedi. 1925 yılında Kayseri'de uçak fabrikasının temelini attılar. Kendi deniz altımızı yapıyorduk. 1926'da Türkiye uçak ihraç eden ülkeydi. Etibank, Sümerbank, diğer fabrikalar, Et Balık Kurumu, Fiskobirlik, Tariş, Çaykur bütün bu anlayışla kuruldu. Reçete belliydi. 'Özümüze döneceğiz, inançla yolumuza devam edeceğiz' diye. Bugün geldiğimiz yerde, aynı noktada yarışa başladığımız ülkelere göre gerideyiz. 

'Dijital çağı yakalamak zorundayız'

Dijital çağı yakalamak zorundayız. Dijital  çağı yakalamazsak gerilere düşmüş oluruz. Dünya o kadar hızlı ilerliyor ki, gerilere düşmüş oluruz. Bunu yakalamak zorundayız. Bunu teşvik sistemiyle, akılla mantıkla yakalayacaksınız. Neyi nasıl üreteceğimizi sağlıklı ve tutarlı bir planlamayla... Üretim ekonomisi nasıl yapacaksınız? Formülümüz var, projemiz de var. Vergi ve sigorta primi borcu olmamak kaydıyla her KOBİ'ye, sanayiciye ödediği vergi ve sigorta primi kadar, 1 yıl süreli 0 faizli kredi vereceğiz. Eğer katma değeri yüksek ürün üretiyorsa kredinin miktarı çok artacak.

'İnsani Gelişme Stratejileri ve Bilgi Politikaları Kurumu kuracağız'

Diyeceksiniz ki, '0 faizli krediyi veriyorsunuz da bankalara faiz ödenecek'. Evet ödenecek. Kim ödeyecek bunu? Dönemin hükümeti ödeyecek. Para var mı, var; kaynak var mı, evet var. Bütün mesele akılcı politika üretmekte. Akılcı politikaları nasıl üreteceğiz? Her şeyi ben bilemem, tek adam her şeye muktedir olamaz. Eğer aklımız varsa kullanacağız, ortak aklı inşa edeceğiz. Buna eskiden planlama denirdi, planlama yaparsınız. Ailede planlama yaparsınız, her kurumda planlama vardır. Biz planlama teşkilatını kapattık. Ama biz bunu yeniden inşa edeceğiz. Yeni unsurlarıyla, çağdaş normlara uygun olarak İnsani Gelişme Stratejileri ve Bilgi Politikaları Kurumu kuracağız.

'Teknoloji ve tarım teknolojii liseleri kuracağız'

Üçüncü adım, güçlü bir sosyal devlet inşa etmek zorundasınız. Aç ve açıkta milyonların olduğu ülkede barışı ve huzuru sağlayamazsınız. Üretim ekonomisine temel önem verme nedenimiz, herkesin işi aşı olmasıdır. Sanayiciler en çok nitelikli ara eleman bulamamaktan şikayet ediyor. Bütün organize sanayi bölgelerinde teknoloji liseleri kuracağız. Öğrenci 6 yıl yatılı okuyacak, 3. yılın sonunda fabrikaya staja gidecek. Sosyal güvenlik primini Milli Eğitim Bakanlığı ödeyecek. Bu okulların yönetimi Milli Eğitim Bakanlığı ile organize sanayi bakanlığının müşterekliği içinde gerçekleşecek, o bölgenin ihtiyacına göre müfredat ve alanlar belirlenecek. Böylece nitelikli ara eleman sorunu çözülecek. Aynı şekilde tarımda da tarım teknoloji liseleri kuracağız. 

Batılılar tarımda, 'Siz çalışmayın, üretmeyin. Saman mı, buğday mı, arpa mı? Biz size daha ucuza vereceğiz' diyor. Tıpkı 1950'lerde 'Siz üretmeyin biz size bedava vereceğiz' diyerek, Türkiye'yi İkinci Dünya Savaşı'nın kalıntılarıyla doldurduklarındaki gibi. Egemen güçlerin telkinleriyle bir ülkenin politikası oluşturulmaz. Bir ülkenin politikası namuslu siyasetçilerin ellerinde, akıllarında gelişir ve büyür. Siyasetçinin dünya nereye gidiyor, 50-100 yıl sonra dünyanın nerede olacağını görmesi lazım. OECD raporu yayınlandı, 'Bugün eğitim gören çocuklar, çalışma yaşına geldiğinde henüz icat edilmemiş alanlarda çalışacaklar.' O zaman eğitimin sürekli olması lazım. 

'İnsan Kaynakları Bakanlığı kuracağız'

İnsan Kaynakları Bakanlığı kuracağız. Eğitim hayatın her alanında olacak. Bizim insanımız bilgisi, birikimiyle dünyaya meydan okuyacak. Biz, 'İnsanımız dünyayı, teknolojiyi, bilgiyi izliyoruz, üniversitelerimiz bilgi üretiyor, sanayicimiz katma değeri yüksek ürün üretiyor' diye övüneceğiz. Dünyanın hiçbir aklı başında başbakanı, devlet başkanı 'Yol yaptık, köprü yaptık, buzdolabı, çamaşır makinesi yaptık' diye övünmez. Bunlar 19. yüzyılın konuları. El oğlu 'Uzaydaki madeni ülkeme nasıl getiririm' diye düşünüyor. Bizim bunları düşünmemiz, yapmamız lazım. 

 Herkesin işi aşı olacak. İstihdam yaratacak, nitelikli eleman yetiştireceğiz. Küçük ayrıntılarda iş bölümüne giden ülke gelişmiş ülkedir. Herkesin işi, görev alanı var. O zaman o ülke gelişmiş ülkedir. Bizim siyasetçilerin bundan henüz haberleri bile yok. Dünyaya meydan okuyarak ekonomik büyüme olmaz. Akılla, bilgiyle, birikimle ve üretimle olur. Japonya dünyaya meydan mı okuyor? Arabasıyla, teknolojisiyle okuyor. Madeni olmayan bir Japonya, dünyanın en iyi asansörlerini yapıyor. Bilgiyle, birikimle yapıyor. Biz dışarıdan getiriyoruz. Niye biz yapamıyoruz? Oturup düşünmemiz lazım. Türkiye'yi çağdaş uygarlığa ulaştırmak için yeni bir stratejiyle yola çıkmamız lazım. 

'Eğitim sistemini tepeden tırnağa değiştirmemiz lazım'

Bir şey daha yapmamız lazım; sürdürülebilirlik. Teknolojideki değişimin sürdürülebilirliğini yakalamanız lazım. Bunun yolu nitelikli eğitimden geçiyor. '16. yılın sonunda çocuklarımızın yüzde 90'ı niçin niteliksiz okullara gidiyor?' sorusunun cevabını alabilmiş değilim. İş dünyasının, esnafların düşünmesi lazım. Eğitimine önem vermeyen bir ülkenin geleceği, büyüme şansı yoktur. Başkalarının politikalarını uygulayan, ürettiği malları tüketen bir ülke haline süratle dönüşür. Eğitim sistemini tepeden tırnağa değiştirmemiz lazım.  

Bugüne kadar Türkiye'nin çıta atlayamamasının tek bir nedeni var: Namuslu siyaset. Ülkenin geleceğini, çocukları ve işsizleri düşünen bir  siyaset. Eksik olan bu. Bunları yapmak zorundayız. Bunları söyleyince, 'Kaynak var m?' diye soruyorlar. Var arkadaşlar. Son 16 yılda yurt dışındaki bir avuç faiz lobisine 151 milyar dolar faiz ödendi. 'Dış borçların oyunu' deniyor. Gidip parayı isteyen sensin, ne dış güçlerin oyunu? Türkiye'yi bu kadar neden ve kim borç batağı içine soktu? Osmanlı'nın batışı eğitimle, sanayi devrimini kaçırarak, borçlanarak olmuştur. Düyunu umumiyeyi kimse unutmasın.

İlk iş, Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatını kurmak olacak. Kurucuları Türkiye, İran, Irak ve Suriye olacak. 4 ülke bir araya gelecek, terörü de bitireceğiz, bizim sanayicimiz orada köprüler yollar yapacak, fabrikalar kuracak. Barış varken niye kavga ediyoruz? En büyük gelişme bizde olacak. Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatını hayata geçirdiğimizi izleyen yılda Türkiye dolara boğulacak. Kimseden faizle para dilenmeyeceğiz. Bizim iş adamımız gidecek her şeyi yapıp, parasını alıp gelecek. 'Egemen güçler buna izin vermez' deniyor. Akılcı tutarlı politikalar üreteceksiniz. Egemen güçlerin telkiniyle politika üretirseniz batarsınız ve Türkiye o noktadır. Biz bunu düzelteceğiz."

Kılıçdaroğlu akşam da Balıkesir'de STK temsilcileri ile toplantı yapacak, halkla buluşma ve iftar programlarına katılacak.


 

Kaynak:MSN Haber

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.