Dindarla dinsizin barış içinde yaşadığı bir hayat tarzı açısından belki de hayatımın en kaygılı dönemini yaşıyorum

Günlüğümün sayfaları arasında
dolaşıyorum.

İstanbul, 05 Aralık 2014
İsteyen, Allah'a inanır.
İsteyen inanmaz.
İsteyen, Allah'ı sorgular.
İsteyen sorgulamaz.
Kimi, cennet-cehennem der.
Kimi demez.
Kimi dindardır.
Kimi değildir.
Kimi, dine inanır.
Kimi inanmaz, ateisttir.
Kimi, çocuğunun dindar yetişmesini ister.
Kimi istemez.
Benim babam dindar bir insan değildi.
Ama okulda, 1950'lerde
o zamanlar seçimlik olan din dersini
almama -sanıyorum mahalle
baskısı nedeniyle, dinsiz aile damgası
vurulmasın diye- karşı çıkmamıştı.


Din dersleri "seçimlik"ti,
ama neredeyse bütün aileler evet dediği
için mecburi hâle dönüşmüştü.
Ortaokuldayken bir arkadaşımın
babasından namaz dersleri almaya,
onun arkasında namaz kılmaya,
cumaları camiye de gitmeye başladım.
Babam ı-ıh deyince, bundan da vazgeçtim.
Bir ara sakal bıraktım,
babam hoşlanmayınca kestim.
Bizim aile böyleydi.
İsteyen, Allah'a inanır, isteyen inanmaz.
Kimi, çocuğunun dindar yetişmesini ister,
kimi istemez. Ama Allah'a, dine, inançlara
saygılı bir insan olarak yetiştirildim.


Bugün de kutsal olana saygımı korumaya,
dini konularda dilime, söylemime
özen göstermeye devam ediyorum.
Diğer yandan, dindar olandan da
aynı saygıyı bekliyorum.
Dindarla dinsizin, Allah'ın varlığını
sorgulamayanla sorgulayanın,
cennetle cehenneme inananla inanmayanın,
örtünenle örtünmeyenin aynı toplum
ve devlet düzeninde, barış ve huzur içinde
yaşamaları gerektiğini yıllardan beri
savunuyorum. Bunun bir hayat tarzı olarak
benimsenmesinden yanayım. Çünkü,
böyle bir "hayat tarzı"nın benimsendiği toplum
ve devlet düzeni özgürlük düzenidir,
demokrasi'dir, laiklik'tir. Ve bu açılardan
bugün belki de hayatımın en kaygılı
dönemini yaşıyorum.
Gidiş kötü!
Erdoğan iktidarı,
Türkiye'yi demokrasi ve laiklik 
sularından uzaklaştırıyor.
Bu topraklarda tarihle hesaplaşmak
istiyor. Ve bunun altında 
yüz yıllık kompleks yatıyor.
Batı'dan, başta laiklik ve demokrasi
olmak üzere Batı'yı Batı yapan değerler'den 
hiç hazzetmeyen, hiç hoşlanmayan,
hatta nefret eden bir dünya görüşüyle,
"İslam ve Osmanlı hayalleri"yle,
"kendi medeniyetimizi inşa edeceğiz"
söylemiyle Türkiye'yi Doğu'ya doğru
çekmek istiyor Tayyip Erdoğan.
Bunu da gayet hesaplı kitaplı adımlarla,
hatta bazen sinsice yapmaya yönelmiş
durumda. Özgürlük alanlarını hızla
daraltıyor. Kendi deyişiyle, 
dindar nesil yetiştirmek istiyor.
Devlete dindar nesiller yetiştirme görevi
yükleyen bir zihniyetle, bir kafa
yapısıyla laiklik bağdaşır mı, sorusu bile
gereksizdir. Tek kelimeyle bağdaşmaz.
Erdoğan iktidarı, Türkiye'yi demokrasi ve
laiklik sularından uzaklaştırıyor.
Bu topraklarda tarihle hesaplaşmak istiyor.
Anaokulundan başlayarak yeni hayat tarzı
sunacağız, diyen bir Erdoğan var karşımızda.
Bunun için ilkokullarda
1, 2 ve 3'üncü sınıflarda da
-sözde seçimlik, özde mecburi- 
din dersi hazırlıkları, Erdoğan'ın
açış konuşmasını yaptığı Milli Eğitim
Şûrası'ndan geçti. İtiraz edenlere, "Anaokulu
çocuklarına Allah, cennet cehennem kavramlarını
anlatamazsınız, somut düşünme
çağında olan bir çocuğa
bu soyut kavramları öğretmezseniz"
diyenlere şöyle gözdağı verilebiliyor Erdoğan:

Sen Allah kavramını mı
sorguluyorsun, tartışıyorsun?..
Seninki görüş değil dinsizlik…
Din deyince
neden aklına hemen
cehennem geliyor ki...

Desen: Selçuk Demirel

Karşındaki dinsiz de olabilir.
Cennete cehenneme de inanmayabilir.
Ya da dindardır.
Allah'a da inanır, cennet cehenneme de.
Ama farklı inançlara, inançsızlıklara da
saygılıdır. Bu tutumunun laikliğin de,
özgürlük ve demokrasinin de
temeli olduğunu savunur.
Şimdi eğer dindar nesil yetiştirmeyi,
anaokulundan itibaren mecburi din
dersleriyle yeni hayat tarzı yaratmayı,
devlete bir görev olarak dayatırsanız,
o devletin laik niteliği silinmeye başlar.
Dindarla dinsizin barış içinde yaşadığı
bir hayat tarzı açısından
belki de hayatımın
en kaygılı dönemini yaşıyorum.
Gidiş kötü!
Türkiye şimdi böyle bir süreci yaşıyor.
Laikliğin ölümcül darbeler yediği
bir süreç bu…
Yok efendim, kadınla erkek eşit değilmiş
ama eşdeğermiş gibi, 
mekanik eşitlik tamamlayıcı ilişkiyi
yok edermiş gibi safsatalar
bu tehlikeli süreci perdeleyemez.
Evet, gidiş gerçekten kötü!
Türkiye'yi Dünya Şeffaflık Örgütü'nün 
yolsuzluk algılama endeksinde bir
yılda 11 basamak birden düşüren 
Erdoğan iktidarı,
parlamentoda yolsuzlukların
soruşturulmasını yayın yasaklarıyla
engellemenin peşinde…
Böyle bir gidiş iyi olabilir mi?

Laiklik ve demokrasi notları
devam edecek...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner101

banner60