Bu yazının altında bir Youtube videosunun adresini bulacaksınız. Yazımı okumak niyetinde olanlardan ricam, önce o videoyu izleyip söylenenleri dinlemeleri…

Herhalde ricam kırılmamış, videoda söylediklerime kulak verilmiştir.

Ülkenin içinden geçmekte olduğu ekonomik sorunlardan söz ediyorum o videoda. TL’nin Dolar karşısında eridiğini, paramızın pula döndüğünü anlatıyorum. Çıkış yolu olarak da özellikle demokratikleşmenin gereğini vurguluyorum.

Yaptığım yorum bugüne değil, tam beş yıl önceye ait. Yayınlandığı yerde tarihi de duruyor: 1 Aralık 2016.

Daha henüz Youtube’un bir tür alternatif televizyon kanalları platformu gibi yaygın biçimde kullanılmadığı dönemde, iki gencin çekimine verdiği destekle, deneme mahiyetinde kayda almıştım o konuşmanın videosunu.   

Sonra da Youtube’a yüklemiştim.

Meraklı biri yeni dinlemiş, “Aynen bugünü anlatıyor” notuyla takipçileriyle paylaşmış. 

Onun yönlendirmesiyle yeniden dinlediğimde heyecanlanıp videonun Youtube adresini bazı dostlara gönderdim; gönderdiğim bir dosttan, “Güzel olmuş, devamını bekliyorum” mesajı geldi.

Paylaştığım görüşlerin bugünlere ait olduğunu, videoyu dün çektiğimi düşünmüş o dost.

Baktım, 1 Dolar videonun çekiminden bir ay önce (1 Kasım 2016’da) 3 TL kadarmış, videoyu çektiğim gün (1 Aralık 2016’da) 1 Dolar 3.50 TL’yi aşmış… 1 Euro da 3.40 TL imiş, bir ayda 3.71 TL olmuş…

Ve ben bu duruma bakıp “Paramız pul oldu” diyorum.

Sonra da “Aman ha, bu gidişi hemen durduralım” temennisinde bulunup bir de bunun nasıl yapılacağına dair akıl veriyorum.

O günlerde devamlı olması niyetiyle başlamıştım videolar yayınına ve bir heves, birkaç konuşmayı Youtube’a yüklemiştim. Biraz önce baktım, 14 bine yakın kişi izlemiş ve talepte bulunmadığım halde, sanıyorum videoların devamı gelirse habersiz kalmamak için, 500 kadar kişi de abone olmuş.

Hepsi sağolsun.

Ben ise o birkaç videoyla yetindim ve arkasını getirmedim.

1 Dolar dün (13 Kasım 2021 tarihinde) 10 TL’yi gördü.

Şimdi “Ne zaman 15 TL olacak?” sorusu gündemde.

Ülkemizi kendi vatandaşlarımız için müthiş pahalı hale getirdik, yabancılar için ise iştah kabartıcı biçimde ucuzlattık.

Bravo bize.

‘Fehmi Koru Günlüğü’ yazılarımda daha önceleri de adını geçirdiğim bizim topraklardan bir bilgeyle ilgili anekdotu bir yazımdan aynen aktarıyorum: 

“Kendisine atfedilen birkaç kitabı Türkçeye de çevrilmiş Stoacı bilinen filozof Epiktetos yabancımız sayılmaz; Milattan kısa süre sonra (50. yılında) Ege’nin Anadolu yakasında doğdu, ömrünün büyük bölümünü ise Ege’nin öte yakasında ‘köle’ olarak geçirdi. Gerçek adı bilinmiyor; ’Epiktetos’ adı Eski Yunanca’da ‘köle’ anlamına geliyor…

Hikmet sahibi biri Epiktetos. 

Efendisi ise sadist biri olmalı; fırsat buldukça Epiktetos’un vücuduna zarar verici müdahalelerde bulunmasından bunu anlıyoruz.

Bir gün, kurduğu bir cendereye kölesi Epiktetos’un bacağını sıkıştırmış adam. Başlamış sıkmaya. Belli bir noktaya geldiğinde, Epiktetos, nazikçe ‘Biraz daha devam ederseniz bacağım kırılacak’ uyarısında bulunmuş, ama adam sıkmaktan vazgeçmemiş. Sonunda bacağı kırılmış Epiktetos’un; o da ne yapsın, dönüp adama ‘Ben demiştim, bakın kırıldı’ demiş, yine bütün nezaketiyle.”

Yazının burasında şair Ahmet Muhip Dıranas’a (1909-1980) kulak verelim:

Bir bıçak saplı durur göğsünde, / Hangi su tasına uzansan boş; /

Aynı siyah güneş, aynı siyah, / Aynı susayış, aynı koşuş, aynı…

“Of… hep aynı şey, aynı şey, aynı şey, / Aynı, aynı, aynı, aynı, aynı…”

‘Bitmez Tükenmez Can Sıkıntısı’ 

Ne yapalım, bizim toprakların kaderi bu…

ΩΩΩΩ

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner101

banner60