Dün otobüste bir hanım efendiyle yanyana yolculuk etme imkanı bulduk.. Kendisi gözlerine her ağrı vurduğunda, derinden bir "aaahhhh" çekince, ilgilenmek istedim... Neyi olduğunu, yardım edip edemeyeceğimi sordum... Ve biraz sohbet etme imkanı bulduk. Hanımefendinin anlattıkları beni derinden etkiledi... Kendisi, üç ay önce vefat eden oğlunun mezarından dönüyormuş. Çok ağladığı içinde, gözleri ağrıyormuş. Kendisinin arabası olduğu halde, oğlu öldükten sonra, gözlerinde oluşan ağrıdan dolayı.. Ve suçluluk duygusundan dolayı bir daha araba kullanamamış. Sohbet ilerleyince neden suçluluk duygusu hissettiğini sordum. Bayan anlatmaya başladı. Aynen konuşmasını aktarıyorum..
"Ben variyetli bir aileye mensubuyum. Üniversite eğitimi aldım. Ünv.bittikten sonra, aldığım eğitim boşa gitmesin diye de çalışmaya başladım. Bu esnada eşimle tanıştık. Onunda maddi imkanları gayet iyiydi. Evlendik.. dört yıl arayla iki tane çocuğumuz oldu. İlk çocuğumuz, yani bu yıl ölen oğlum doğunca eşim bana "İhtiyacımız yok, Çalışma lütfen. Hatta hatta ihtiyacımız olsa da çalışmandan yana değilim. Oğlumuzla ilgilen. Onun sana çok fazla ihtiyacı var. O, bir daha asla bu yaşta olmayacak. Onun paradan ve kariyer sahibi bir anneden çok, anne sütüne, güzel ve mutlu yetişmeye ihtiyacı var" dedi..
"O kadar okudum. Boşuna mı okudum? Hem arkadaş çevremin tamamı çalışıyor. Kariyer yapıyor. Yıllar sonra onlar kariyer yapınca, ben ezik mi kalayım "dedim. Eşim o günden sonra da defalarca bana ikazda bulundu. Fakat ben onu Dinlemedim. ÇAlışmaya devam ettim. Oğlumdan 4 sene sonra kızım doğdu. O dönemde çocuklara annem ve kayın validemler baktı. Daha sonra da kreşe ve özel okullara gönderdim. Bu esnadada çalıştım. Çalışırken de sürekli olarak eşime; "Bak! Ben çocuklarımın geleceği için çalışıyorum. Kazandığım para ile onları özel okula gönderiyorum" diyerek, daha önceleri bana yaptığı ikazları sürekli başına vurdum. Bir gün oğlum bana bacağının çok ağrıdığını söyleyince, onu doktora götürdüm. Doktor "incinmiştir, yakında geçer" dedi. Bu olaydan 10 gün sonra oğlum okul servisinden inmiş. Merdivenden eve çıkarken, birdenbire ayağı kırılmış. İşteydim. Komşular haber verince koşarak eve geldim. Oğlumu arabama atıp direkt hastaneye götürdüm. Film çekildi ve o gün doktorlar bana kötü haberi verdi. Oğlum çok kötü bir kanser türü olan osteosarkom denen hastalığa yakalanmış.Hani şu yakın zamanda televizyonlarda Neslican adlı bir genç kızın da bu hastalıktan öldüğünü duymuştunuz ya! İşte o hastalığa yakalanmış. Kemik kanserden dolayı çürümüş ve çürük yerden kırılmış. Fakat oğlum şanslıydı. Zengindik ya! Paramız vardı ya!. Özel kliniklerde tedavisini yaptırdık. Ayağının kırıldığı bacağı kesilecekti. Fakat bir sene süren iyi bir tedavi sonucu bacağı kurtardık. Bu arada o vazgeçemediğim ve çocuklarıma tercih ettiğim işimden ve sosyal çevremden ayrıldım.Tüm vaktimi oğlumla ve kızımla geçirmeye başladım. İşte o zaman, neler kazandığımı değil, nasıl güzellikleri kaybettiğimi farkettim. Camdan oğlumun ve kızımın okuldan dönüşünü izlemenin, onlarla balık ekmek yemenin, onlar okuldan dönene kadar en sevdikleri yemekleri pişirmenin ve okuldan döndüklerinde, beni evde buldukları için, onların sevinçlerini görmenin, tüm kariyer planlarımdan daha fazla zevk verdiğini farkettim.Yıllarımı kaybetmiştim. Ve aileme yıllarını kaybettirmiştim.Tam o günlerde oğlumu kurtardık sanıyordum ki, ilerleyen dönemde kanserin kaburgalarına sıçradığını öğrendik. Yıkıldık. Oğlumun kaburgalarını aldılar. Hemen arkasından kanser akciğerine sıçradı. Tam sekiz ay boyunca hastanede yattık. Fakat bu hastalık öyle iğrenç bir kanser türüydü ki, akciğer çürüyerek, kaburgaların alındığı yerden vücudunun dışına çıkıyor. Vücudunun dışında çürüyor ve kocaman bir futbol topu kadar büyüyüp çürüdükten sonrada, tam öleceği zaman, vücudundan küt diye yatağa düşüveriyor. En değerlinizin her gün vücudundan o çürüyen yerden oluk oluk kan akıyor. Ama ne kariyeriniz nede paranız o yarayı iyi etmiyor. Allaha "oğlumun canını al. Onu bu acıdan kurtar" diye yalvarıyordum artık. Düşünsene. Annesin ve çocuğun ölsün istiyorsun. Ölsünde acı çekmesin diye dua ediyorsun...Ölümüne iki ay kala oğlum "anne ben ölüyorum, hissediyorum ama keşke hiç çalışmasaydın. Hep yanımda olsaydın. Senle birlikte vakit geçirmek çok güzelmiş" dedi. Yıkıldım, çünkü haklıydı. Hem onun hem kendimin en güzel yıllarımı sosyal çevremle biraz daha kaliteli geçirecem diye ailemden çalmıştım.. Neyse..Tam üç senelik bir çabanın ardından oğlum 21 yaşındayken öldü. Her gün mezarına gidiyorum ama çalışırken aldığım arabama,o öldüğü günden beri suçluluk duygusundan dolayı binmiyorum. Satmayacağım da. Sitenin bahçesine tam camımın karşısına parkettim. Baktıkça oğlumun bana söylediklerini hatırlayacağım ve kızıma sımsıkı sarılacağım.Çünkü doktorlar, oğlum bu hastalıktan öldüğü için kızımın da risk altında olduğu gerçeğini bana hatırlattı. Şu anda da mezarlıktan geliyorum. Çok ağladığım için göz damarlarım kanama yapmış, sarı nokta oluşmuş, gözlerime sancı vuruyor bu yüzden arada "aahhh " diyorum...dedi..
Pekiii...Bu kanserin sebebi "neymiş" diye sordum.. belli değil. Şu anda gençler ve çocuklar arasında çok yaygınlaşmaya başlamış bir kanser türüymüş. Şimdilerde çok fazla yaygınlaşmaya başladığına göre, muhtemelen aldığımız hazır gıdalardan ve stresten kaynaklıdır. Sebep ne olursa olsun, sonuç değişmiyor. Kaderde ne varsa o yaşanıyor. Rabbim oğlumu benden daha fazla sevmiş olacak ki genç yaşta yanına aldı. Bana da çalışacağım diye oğlumdan çaldığım yılların pişmanlığı kaldı. Her gördüğüm bayanı ikaz ediyorum. İmkanınız varsa, para kazanacam diye, kariyer yapacam veya çocuklarıma daha rahat bakacam diye çalışmaya kalkmayın. Çocuklarınızla ve sevdiklerinizle yaşamınızı doldurun. Onlar dışında her şey yalan. Para yalan. Sosyal çevre yalan. Her şey yalan. Bir tek oğlumun ölmeden önce bana söylediği ve şu anda ciğerimi dağlayan "anne ben ölüyorum. Hissediyorum ama keşke hiç çalışmasaydın hep yanımda olsaydın. Senle birlikte vakit geçirmek çok güzelmiş" sözleri gerçek dedi. Daha çok şey konuştuk. Beraber çok ağladık. Oğlunun hastalık evresindeki tüm resimlerini bana gösterdi. Müthiş yakışıklı bir çocukmuş. Tanımadığım bir gencin ölümüne bu kadar çok ağlayacağım hiç aklıma gelmezdi. Şu anda bunları yazarken bile gözyaşları içinde yazıyorum..Ve her zaman yazdığımı yine yazıyorum..
BAYANLAR...İHTİYACINIZ YOKSA ÇALIŞMAYIN...ÇOCUKLARINIZ SİZİN EN BÜYÜK KAZANCINIZ...HARCADIĞINIZ SADECE KENDİ YAŞANTINIZ DEĞİL..ONLARIN HAYATINDANDA ÇALIYORSUNUZ...ÖMÜR HIZLI GEÇİYOR..VE TELAFİSİ OLMAYAN TEK ŞEY, KAYBOLAN YILLARINIZ..KADINLARIN GÖREVİ ÇALIŞIP EV GEÇİNDİRMEK DEĞİLDİR...O GÖREV ERKEĞİNDİR..KADIN AİLESİNİ MUTLU ETMEKLE..VE EŞİNİN KAZANCINI KORUMAKLA..ÇARÇUR ETMEMEKLE MÜKELLEFTİR...BAŞKADA HİÇBİR GÖREVİ YOKTUR..KADINLAR KRALİÇEDİR..FITRATLARININ GEREĞİNİ BİLEN KRALİÇELER, SARAYLARINDA SEFA SÜRER..HİZMETÇİRUHLU KADINLAR İSE,İHTİYACI OLMASADA ÇALIŞIR... şimdilik diyeceklerim bu kadar..
Şenay Tek

SOHBET İLİM EĞİTİM MERKEZİ DERNEĞİ (SİEMDER) FATİH/ÇARŞAMBA
CAN SİMİDİ EĞİTİMLERİ İKİNDİ ÇAYI

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol